Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
SERKAN GÖK’ÜN ÖZEL HABERİ
Mustafa Kemal’in İstanbul’daki gizli teşkilatının başındaki isim: Ekrem Baydar’ın bilinmeyen hikâyesi
İstanbul’un işgal günlerinde başlayan gizli bir görev, Felah Grubu ve Kurtuluş Savaşı’nın İstanbul’daki görünmeyen cephesi… Ekrem Baydar’ın hikâyesini yeğeni Deniz Baydar anlatıyor.
İstanbul’un kurtuluşuna giden yol yalnızca cephelerde verilen mücadeleden ibaret değildi. İşgal altındaki İstanbul’da yürütülen istihbarat faaliyetleri, Anadolu’ya gönderilen silah ve mühimmat, düşman kuvvetleri hakkında toplanan bilgiler ve büyük bir gizlilik içinde sürdürülen çalışmalar da Millî Mücadele’nin önemli parçalarından biriydi.
Bu hikâyenin ailemizdeki en önemli isimlerinden biri ise Ekrem Baydar’dır.
Ben, Deniz Baydar. Ekrem Baydar’ın yeğeniyim. Ailemizden bize aktarılan hatıralarda, onun Mustafa Kemal Paşa ile kurduğu gizli bağlantı ve İstanbul’daki istihbarat faaliyetleri önemli bir yer tutar.
Bir mektupla başlayan gizli görev
Ekrem Baydar, esaretten döndükten sonra Osmanlı Harbiye Nezareti’ne başvurarak kurmay subay olarak görev almak ister.
Ancak onun asıl hedefi, Mustafa Kemal’in başlattığı Millî Mücadele içerisinde görev almaktır.
Aile anlatımına göre Ekrem Baydar, Mustafa Kemal Paşa’ya bir mektup göndererek kendisine görev verilmesini ister.
Cevap ise doğrudan gelmez.
Mustafa Kemal Paşa, Ekrem Baydar’a bir dilenci aracılığıyla gizli bir mektup ulaştırır.
Ekrem Baydar’ın evinden işine gitmek üzere çıktığı bir gün, yanına bir dilenci yaklaşır.
“Allah rızası için bir yardım…”
Dilencinin uzattığı fes, Ekrem Baydar’ın dikkatini çeker. Fesin içerisinde gizlenmiş bir mektup vardır.
Mektubu alan Ekrem Baydar, dilenciye parasını verir ve onu gönderir.
Mektupta ise İstanbul’un işgal edileceğine ilişkin bilgiler ve yürütülecek gizli görevle ilgili talimatların yanı sıra göreve katılacak isimlerin bulunduğu bir liste vardır.
İşte ailemizde anlatılan hikâyeye göre Ekrem Baydar’ın Millî Mücadele içerisindeki gizli görevi böyle başlar.
Felah Grubu
Ekrem Baydar’ın içerisinde yer aldığı yapılanmanın, Millî Mücadele döneminde İstanbul’da faaliyet gösteren Felah Grubu ile bağlantılı olduğu anlatılır.
Bu yapı içerisinde amaç, işgal kuvvetlerinin hareketlerini takip etmek, Anadolu’daki Millî Mücadele’ye istihbarat sağlamak ve ihtiyaç duyulan silah, mühimmat ve bilgilerin Anadolu’ya ulaştırılmasına yardımcı olmaktı.
Ekrem Baydar’ın görevi de bu mücadelenin İstanbul’daki görünmeyen tarafında yer almaktı.
Onun hikâyesini önemli kılan nokta da burada başlıyor.
Çünkü cephede savaşan askerler kadar, işgal altındaki İstanbul’da kimliğini gizleyerek çalışan insanların mücadelesi de Millî Mücadele’nin kaderini etkiliyordu.
“Ramazan topu” denilerek cepheye gönderilen toplar
Aile içerisinde aktarılan hatıralarda, İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve mühimmat ulaştırmak için başvurulan ilginç yöntemlerden de söz edilir.
Bunlardan biri, topların “Ramazan topu” adı altında gizlice sevk edilmesidir.
İstanbul’da işgal kuvvetlerinin kontrolü ve denetimi altında bulunan mühimmatın Anadolu’ya geçirilmesi son derece risklidir. Bu nedenle çeşitli yöntemlerle silahların şehir dışına çıkarılması ve Anadolu’ya ulaştırılması sağlanmaya çalışılır.
Bu hikâyeler, dönemin istihbarat faaliyetlerinin ne kadar büyük bir gizlilik içerisinde yürütüldüğünü göstermesi açısından önemlidir.
Arman Pandikyan’ın hikâyesi
Anılarda yer alan bir başka dikkat çekici isim ise İstiklal Madalyası sahibi Arman Pandikyan.
Pandikyan’ın hikâyesi de Millî Mücadele sırasında farklı topluluklardan insanların bağımsızlık mücadelesine katkısını ortaya koyan örneklerden biri olarak aktarılır.
Ekrem Baydar’ın hatıralarında ve onunla ilgili anlatılarda bu tür isimlerin yer alması, İstanbul’daki gizli örgütlenmenin yalnızca askerlerden oluşmadığını da gösteriyor.
Fevzi Çakmak’ı tıraş eden ajan
Ekrem Baydar’ın anılarında anlatıldığı aktarılan en sıra dışı olaylardan biri ise Fevzi Çakmak’ı tıraş eden ajan hikâyesidir.
İstihbarat dünyasında bazen en önemli bilgiler, silahların gölgesinde değil, gündelik hayatın içerisinde toplanır.
Bir berber, bir tüccar, bir postacı ya da sıradan görünen başka bir kişi aslında Millî Mücadele için çalışan bir istihbarat görevlisi olabilir.
Fevzi Çakmak’ın tıraşını yapan kişinin de bu gizli yapılanmanın içerisinde görev alan bir ajan olduğuna ilişkin anlatı, dönemin istihbarat yöntemlerinin ne kadar farklı şekillerde kullanılabildiğini gösteren çarpıcı örneklerden biridir.
Mustafa Sagir’ın suikast planı
Ekrem Baydar’ın anlatılarında yer alan en önemli olaylardan biri de Mustafa Sagir meselesidir.
Mustafa Sagir, İngilizlerle bağlantılı olduğu değerlendirilen ve Ankara’ya gönderilen bir Hintli olarak Millî Mücadele döneminde Mustafa Kemal Paşa’ya yönelik suikast planıyla ilişkilendirilmiştir.
Aileden aktarılan anlatıda, bu planın ortaya çıkarılmasında İstanbul’daki istihbarat faaliyetlerinin ve elde edilen bilgilerin önemli olduğu belirtilir. Bu olay, Millî Mücadele’nin yalnızca cephede değil, istihbarat savaşında da yürütüldüğünü gösteren en çarpıcı örneklerden biridir.
Ele geçirilen Yunan ordusunun yerleşim haritası
Ekrem Baydar’ın anılarında dikkat çeken bir başka olay ise Yunan ordusunun yerleşim haritasının ele geçirilmesidir.
Cephede düşmanın nerede konuşlandığını, hangi birliklerin hangi bölgelerde bulunduğunu bilmek, askerî harekât açısından hayati önem taşıyordu.
İstanbul’da yürütülen istihbarat faaliyetlerinin amacı da yalnızca silah göndermek değildi. Düşman hakkında elde edilen askerî bilgilerin Anadolu’daki Millî Mücadele kadrolarına ulaştırılması da büyük önem taşıyordu.
Bu nedenle böyle bir haritanın ele geçirilmesi, dönemin şartlarında son derece değerli bir istihbarat olarak görülüyordu.
İstanbul’un kurtuluşuna giden görünmeyen yol
Ekrem Baydar’ın hikâyesi, Millî Mücadele’nin İstanbul’daki gizli cephesini anlamak açısından dikkat çekici.
Daha sonra devlet görevlerinde bulunan Baydar, 1925 yılında yarbay rütbesiyle İstanbul Polis Müdürü oldu ve 1927 yılına kadar bu görevini sürdürdü. İlerleyen yıllarda Tunceli Valiliği de yaptı.
Fakat ailesinin hafızasında onun en önemli dönemlerinden biri, İstanbul’un işgal altında olduğu yıllarda yürüttüğü gizli faaliyetlerdir.
Bugün İstanbul’un kurtuluşunu konuşurken çoğu zaman yalnızca orduların ilerleyişini, cephedeki zaferleri ve siyasi gelişmeleri hatırlıyoruz.
Oysa İstanbul’un işgal yıllarında, kimsenin görmediği başka bir savaş daha vardı.
Mektupların feslerin içine saklandığı, istihbaratçıların sıradan insanlar gibi yaşadığı, silahların farklı isimler altında Anadolu’ya gönderildiği ve elde edilen bilgilerin gizlice cepheye ulaştırıldığı bir savaş…
Ekrem Baydar’ın hikâyesi, işte bu görünmeyen mücadelenin hikâyesidir.
Benim için bu hikâyenin en önemli tarafı ise şudur:
İstanbul’un kurtuluşu yalnızca bir ordunun şehre girmesiyle gerçekleşmedi. O günlere gelene kadar, İstanbul’un içerisinde de büyük bir mücadele verildi. Ekrem Baydar ve onun gibi isimlerin hikâyeleri, bu mücadelenin bilinmeyen taraflarını anlamamız açısından büyük önem taşıyor.
— Deniz Baydar’ın aileden aktarılan hatıralar ve anlatımlar üzerinden kaleme alınan anlatımıdır.
Deniz Baydar’ın aileden aktarılan hatıralar ve anlatımlar üzerinden kaleme alınan anlatımıdır. İstanbul’un Fethi’nin yıldönümünde bu anlamlı yazıyı siz değerli okurlarımızla paylaşmak istedik.
Çünkü bu topraklar kolay kazanılmadı, Türk gençliği vatanına toprağına sahip çıkmalı.
Ekrem Baydar (1886, İstanbul – 6 Mart 1974, Ankara),[1][2] Türk bürokrattır. İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve Tunceli Valiliği görevlerini yürütmüştür.